ENGELLİLERİN TOPLUMLA BÜTÜNLEŞME SORUNLARI
Günümüz Türkiye'sinde engellilerin
toplumla bütünleşme yönünde yoğun sorunlar içinde yaşadıkları bilinmektedir.
Sorunu adlandırmadan başlayan ve yaşamın pek çok alanına yayılan bu sorunlar,
engelli bireylerin içinde yaşadıkları toplumla işlevsel bir bütünlük içinde
yaşamalarını güçleştirmektedir. Sürekli sorunlarla boğuşan, onlara anlamlı
çözümler üretemeyen bireyler, kendilerini mutsuz hissedeceklerdir. Bu da temel
bir insan hakkı olan bireyin kendisini gerçekleştirme hakkını ortadan kaldıran
düşük yaşam kalitesi demektir.
Engellilik Nedir, Engelli Kime Denir?
Yalnız bizim dilimizde değil diğer birçok dilde de engelli ve engellilik
anlamına gelen birden fazla sözcük bulunmaktadır. Örneğin Türkçe'de genel
düzeyde engelli, özürlü, sakat sözcükleri aslında aralarında anlam fakları
olduğu halde aynı anlama gelmek üzere kullanılmaktadır. Genelde tüm engelliler
için yaşanan bu karmaşa belirli engelli kümeleri için de geçerlidir. Örneğin
kör, âma, görme engelli, görme özürlü, az gören, vb. Bu sözcükler değişik
anlamlar taşıdıkları gibi yer yer aynı anlama gelmek üzere de
kullanılabilmektedirler. Bu da bir zihin karışıklığı yaratabilmektedir.
Adlandırmadaki bu farklar, zaman zaman öyle çok tartışmaya neden olmaktadır ki,
bu tartışmalar, gerçek sorunların önüne bile geçebilmektedir. Engellinin kim,
engelliliğin de ne olduğu açık bir biçimde ortaya konmayınca, engellilere
yönelik geliştirilecek politikaların, yasaların ve hizmetlerin kapsamı da
belirsizleşmektedir. Bu belirsizlik de uygulamada pek çok sorunun ortaya
çıkmasına neden olmaktadır. Adlandırmadaki karmaşa ve tanım güçlüğü engellinin
kendisini anlatmasını ve diğerlerinin de onları kolayca anlamasını
zorlaştırmaktadır.
Engellilerin yaşadığı bir başka sorun da, kendileri ile ilgili sağlıklı
istatistiklerin olmayışı. İlk defa son İki nüfus sayımında engellilerin
belirlenmesine yönelik bir soru sorulmuş, bunlardan ilkinden sağlıklı bir sonuç
elde edilememiştir. Son nüfus sayımında engellilere ilişkin kimi durumlar daha
ayrıntılı sorularla soruşturulmasına karşın kamuoyuna henüz bir sonuç
açıklanmamıştır. Sayım sonucunda ortaya çıkacak çok önemli bilgilere dayanarak
birçok şeyi konuşabilmek ve pek çok hizmeti planlayıp, programlayabilmek sanırım
çok daha kolay olacaktır.
Engelliliğin her zaman her yerde geçerli ölçülerle tanımını yapmak bir hayli
güçtür. Bu yüzden olsa gerek alanyazında (literatürde) çok değişik tanımları
vardır. Birleşmiş Milletler Sakat Haklan Bildirgesinde "Kişisel ya da sosyal
yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri (bedensel ya da sonradan
olma) her hangi bir noksanlık sonucu yapamayanlar" (3) sakat olarak
tanımlanmaktadır. Engelli sözcüğü genelde hareket yeteneği sınırlanmış bireyi
çağrıştırmaktadır. Hareket yeteneğini sınırlayan nedenler ise doğuştan
getirilen, doğum sırasında karşılaşılan ya da sonradan yaşanan bir hastalık veya
kaza sonucu ortaya çıkan bir işlev bozukluğundan kaynaklanıyor olabilir. Hareket
yeteneğinin kısıtlı olması, başlı başına bir engellilik midir? Eğer öyle ise
hepimizin yapamadığı, beceremediği bir iş ya da eylem yok mudur, yaşamda?
Engellilik günlük yaşama katılmayı engelleyen, fiziksel işlevlerdeki bir
sınırlılık hali olarak değerlendirilmelidir. Gerçekte önemli olan, bazı
işlevlerin yerine getirilmesinde karşı karşıya kalman bir fiziksel sınırlılığın
olması değil, bunları "kompanse" edecek destek sistemlerinden yoksun kalmaktır.
Eğer bir gözlükle, var olan görme yetersizliğinizi rahatlıkla giderebiliyor ve
işlerinizi görebiliyorsanız bir sorununuz yok; ancak geri kalmış bir köyde ya da
yörede bu gözlüğe ulaşamıyorsanız, ciddi bir sorunla karşı karşıyasınız
demektir. O halde engellilik çoğu zaman değişken bir konudur. Başka bir deyişle
nerede ve nasıl karşılaşacağınıza bağlı olarak sonuçları değişen bir durumdur.
Bireyin fiziksel işlevlerindeki bozukluk ve bunların hareket yeteneğinde
yarattığı eksiklik ve güçlük, onu toplumun diğer bireylerinden farklı kılar. Bu
farklılık engellilerin yaşadığı ayrımcılığın da asıl nedenidir. Bilindiği gibi
her türlü ayrımcılığın temelinde farklı olmak, yani "alışılmamış özelliklere"
sahip olmak vardır. Fiziksel işlevlerdeki bozukluklar ve bunların hareket
yeteneği üzerinde yarattığı sınırlamalar bireyi toplumdan uzaklaştırır.
Toplumsal destek sistemlerinin yetersizliği, toplumun dışlayıcı tutum ve
davranışları da engelli bireyin topluma eşit bireyler olarak katılmasını önler.
Engelliliğin Oluşmasını Önlenebilir mi?
Birleşmiş Milletler Genel Kurul'unun 20 Aralık 1993 tarihinde yapılan 48.
toplantısında 48/96 sayılı kararla kabul edilen "Sakatlar İçin Fırsat Eşitliği
Konusunda Standart Kurallar" (yazının bundan sonraki bölümlerinde yalnızca
'Standart Kurallar' diye geçecektir.) engellilerin topluma eşit katılımları için
bazı ön koşullardan söz etmektedir: Bunlar bilinçlendirme, tıbbi bakım,
rehabilitasyon ve yardım hizmetleridir (4). Eşit katılım için ön koşullar
arasında sayılan tıbbi bakım (Kural 2) engelliliğin önlenmesi ile ilgili
hükümler içermektedir. Engelliliğe neden olabilecek durumların ortaya
çıkartılması, değerlendirilmesi ve bunların giderilmesi konularında etkili
programlar önerilmektedir. Bu programlar yoluyla engelliliğe neden olan
etkenlerden korunmak, bu etkenleri azaltmak ya da yok etmek olanaklı
olabilecektir. Söz konusu programlara engellilerin, ailelerinin ve ilgili
kuruluşların katılımı büyük önem taşımaktadır. Engelliliğin önlenebilmesi için
erken tanı, ilk yardım, erken müdahale, erken bakım ve koruma önemlidir. Ayrıca
sağlık personelinin yetiştirilmesi, sağlık alt yapısının ve sağlık sigortasının
engellileri de içerecek şekilde geliştirilmesi ve tüm topluma yaygınlaştırılması
bu açıdan önemli konulardır.
Bir toplumda engellilerin varlığı onların toplumla bütünleşme gereksinimini ve
sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu ise oldukça zor ve karmaşık bir süreçtir. Oysa
engellilik önlenebilirse, en azından sayıları çok daha aza indirilebilirse,
engellilerin topluma kazandırılması konusu, günümüzdeki boyutlarda bir sorun
olmaktan çıkacaktır.
Engelliliğin nedenleri dikkatle incelenirse, bunların çok önemli bir bölümünün
kaçınılabilir, önlenebilir nedenler olduğu görülecektir. Engellilik genelde
kaynağına ve sebeplerine göre değişik şekillerde sınıflandırılmaktadır.
Kaynağına göre sınıflandırıldığında, doğuştan gelen engellilik nedenleri
arasında bir takım genetik nedenler, akraba evliliği, gebelik sırasında annenin
karşılaştığı travmalar, hastalıklar, ilaç kullanımı, ışına maruz kalmak, annenin
alkol ve madde bağımlısı olması, kötü beslenmesi gibi nedenler görülmektedir.
Sayılan tüm bu nedenler kaçınılmaz, önlenemez durumlar değildir. Tıp bilimince
gerçekleştirilen araştırmalarla genetik nedenlerin bile en azından bir kısmı
önceden bilinebilmektedir.
Doğum sırasında ve sonrasında 'kazanılan" engelliliğe gelince kötü ve yetersiz
koşullarda gerçekleştirilen doğumlar, travmalar, yanlış uygulamalar vb. akla
gelmektedir.
Doğum sonrasında karşılaşılan olaylar arasında ise iş kazaları, ev kazaları,
trafik kazaları, savaşlar, terör olayları, endüstriyel kazalar, deprem ve
benzeri yıkım olayları, büyük sanayi kazaları v.b, temel engellilik nedenleri
arasındadır. Bunların büyük çoğunluğunun da önlenebilir nitelikte nedenler
olduğu anlaşılmaktadır. O halde "engellilik bir kader değildir".
Gerekli önlemler alındığında, bilinçli bir toplum yaratıldığında, engellilik
büyük oranda önlenebilir. Bunun için insana her şeyin üstünde değer veren bir
anlayışın toplumda benimsenip yerleştirilmesi gerekir. Bu nedenle engelli
sorunlarına eğilirken, ısrarla üzerinde durulması gereken konu engelliliğin
oluşmasını önlemek olmalıdır.
Engellilerin Toplumla Bütünleşmelerinin Önündeki Engeller Nelerdir?
Yoksulluk:
Engellilerin genel olarak toplumla bütünleşmesinin önündeki engellerden birisi
ve belki de en önemlisi yoksulluktur. Yapılan araştırmalar, dünyanın her yerinde
engellilerin çok büyük çoğunluğunun toplumun yoksul kesimlerinden geldiğini ve
yoksulluk içinde yaşadıklarını göstermektedir. Bu belirleme
gelişmiş/endüstrileşmiş ülkeler için de geçerlidir. Kuşkusuz bu gerçek bizim
gibi gelişmekte olan ülkelerde çok daha çarpıcı ve dramatik yönleriyle
yaşanmaktadır. Yukarda sayılan engellilik nedenleri çoğunlukla yoksul kesimler
arasında geçerlilik kazanmaktadır. Ayrıca engellilik işsizliğin de başlıca
nedenleri arasında sayıldığı (11) için bu iki olgu arasında bir neden sonuç
bağlantısı bulunduğu söylenebilir. Demek ki engellilerin topluma
kazandırılmalarının önündeki en ciddi sorunlardan birisi, içinden geldikleri
sosyo-ekonomik kesimin bir bütün olarak yaşadığı yoksulluk sorunu/gelir dağılımı
sorunudur. Doğaldır ki yoksul kesimler arasından gelen engelliler, yoksulluğu
üreten başka sebeplerle de bir arada yaşadıkları için, onlar için yoksulluk
adeta bir kısır döngüye dönüşmektedir. Bu, onların toplumla bütünleşmelerinin
önündeki en ciddi engeldir. Standart Kurallar (Kural 8) engellilerin sosyal
güvenlik kapsamında korunmalarını ve onlara yeterli düzeyde gelir desteği
sağlanmasını öngörmektedir. Bu konuda engellilere yönelik ayrımcı uygulamalar
önlenecektir. Engellilerin koruyucu aile uygulaması içinde bakılması için bakıcı
ailelerin sosyal güvenlik kapsamına alınarak desteklenmesi ön görülmektedir.
Engellilerin kendi kendilerine yeterli olabilmesi için meslek edindirilmeleri ve
işe yerleştirilmeleri önemle vurgulanmaktadır. Asıl olan engelli de olsa her
bireyin topluma çalışarak üretken bir birey olarak katılmasıdır.
Eğitim:
Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki bir diğer engel de eğitim
konusunda karşılaştıkları sorunlardır. Tüm ülkelerde eğitim sistemi, öncelikle,
nüfusun engelli olmayan kesimi için planlanıp uygulanmaktadır. Böylece daha en
baştan eğitim sistemi, engellileri dışlayan bir anlayışa sahip olmakta; daha
sonra da engellileri eğitim sistemiyle bütünleştirecek çeşitli programlar
geliştirilmeye çalışılmaktadır. Aslında bilinçli ya da bilinçsiz gelişen bu
dışlayıcı tavır, diğer konular için de söylenebilir. Bir yandan çeşitli
konularda engellileri dışlayan süreç devam ederken, bir yandan da onları
toplumla bütünleştirme çabası, ne yazık ki birbiriyle çelişen iki süreç olduğu
için, çok da başarılı olamamaktadır. Engellilerin eğitimi ile ilgili
programların farklı oluşu bu ayrımın nedeni olarak gösterilebilmektedir. Oysa bu
yalnızca engelliler için değil her insanın eğitiminde geçerli bir durumdur.
Çağdaş eğitim anlayışında, eğitimin odağında, engelli olsun olmasın, insan,
insanın özellikleri ve gereksinimleri yer alır.
Standart Kurallara göre (kural 6) engelliler de diğer bireyler gibi ilk, orta ve
yükseköğrenim olanaklarından yararlanacaklardır. Zorunlu eğitim herkes gibi
engellileri de kapsayacaktır. En çok ihmal edilen konulardan biri de engelli
çocukların okul öncesi eğitimidir. Ayrıca yetişkin engelliler için örgün ve
yaygın eğitim olanakları da son derece sınırlıdır. Bu nedenle öncelikle eğitim
alt yapısının nitelik ve nicelik olarak geliştirilmesi ve engellilerin
gereksinimlerini karşılayacak bir düzeye eriştirilmesi gerekir. Engellilerin
eğitiminde sorumluluk alacak meslek elemanlarının (özel eğitimci, rehber
danışman, sosyal hizmet uzmanı) yeterli sayıda ve donanımda yetiştirilmeleri
gerekir, öte yandan eğitim kurumlarının engellilerin de varlığını hesaba katacak
fiziksel düzenlemelere sahip olması, bu kurumlara kolay ulaşım için gerekli
önlemlerin alınması, engellilerin özel eğitimi için gerekli ders
araç-gereçlerinin hazırlanması gibi konular engellilerin toplumla bütünleşmeleri
önündeki ciddi engeller olarak yaşanmaktadır. Engellilerin engel durumlarını
hesaba katacak özel ölçme değerlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi gereklidir.
Müfredat programları, engel türleri ve dereceleri ile engellilerin kişisel
özellikleri ve gereksinimleri de dikkate alınacak şekilde esnek hazırlanmalıdır.
Engellilerin eğitiminde görevli meslek elemanlarının meslek/hizmet içi
eğitimlerine de gereken önem verilmelidir. Engellilerin eğitiminde çağdaş bir
yaklaşım olarak kabul edilen "kaynaştırılmış eğitim" gerekli alt yapı
eksiklikleri giderilerek yaygın bir şekilde uygulanmalıdır.
Üniversitelerin engellilerle ilgili eğitim veren bölümlerinde Öncü araştırma ve
uygulamalar desteklenmeli, engellilerle ilgili "uygulama araştırma merkezleri"
kurulması teşvik edilmelidir. İlgili kurumlar arasında bilgi ve deneyim
paylaşımı amacıyla işbirliği ve eşgüdüm sağlayıcı çalışmalara ağırlık
verilmelidir.
Engelliler eğitim sisteminin dışında kalıp eğitilemeyince, bu durum pek çok
başka sorunu da beraberinde getirmektedir. İnsan yaşamında bazı sorunlar, bazı
konular vardır ki gerek pek çok sorunun üretilmesinde, gerekse pek çok sorunun
çözümünde adeta bir anahtar rolü oynamaktadır. Eğitim de onlardan birisidir. O
nedenle engellilerin eğitim sorunlarına gerekli önem ve ağırlık verilmelidir.
Ülkemizde engellilerin % 97'sinin eğitim olanaklarından yoksun kaldığı ileri
sürülmektedir (15). Bu da sorunun bizdeki boyutu hakkında yeterince fikir
vermektedir. Bu eğitim oranıyla engellilerin sorunlarını çözmek, onları topluma
kazandırmak, toplumla bütünleştirmek olanaklı değildir.
Ulaşım, Fiziksel Çevre ve Konut
Engellilerin topluma katılmalarının önündeki en büyük engellerden biri de
ulaşım, fiziksel çevre ve konut sorunudur. Engellilerin içinde
yaşadıkları fiziksel çevre, sahip oldukları fiziksel işlev
bozuklukları/yetersizlikleri ve bunun yol açtığı sınırlamalar yüzünden büyük
önem taşımaktadır. Eğitim konusunda belirttiğimiz gibi, toplumu tasarlarken, bir
toplum modeli ortaya koyarken, içinde yaşanılan fiziksel çevreyi de o toplumun
içinde yaşayan herkesi düşünerek tasarlamak gerekir. Yaşanılan konuttan tüm
kamusal yaşam alanlarına, ve ulaşım araçlarına kadar tüm çevresel unsurların
engellilerin özellikleri ve gereksinimleri dikkate alınarak tasarlanmadığı bir
gerçektir. Yollar, kaldırımlar, kamu binaları, parklar ve bahçeler, okullar,
içinde yaşanılan konutlar, ulaşım araçları ve bunun gibi daha bir çok fiziksel
çevre unsuru, engellilerin topluma katılmasının önünde ciddi birer engel
oluşturmaktadır. Böylece sahip olduğu engeli nedeniyle hareket yeteneği
sınırlanmış insanların bu ve benzeri sebeplerle yaşadıkları sınırlama daha da
pekişmektedir. Bunun anlamı Hareket yeteneği sınırlanan bireyin toplumsal
yaşamdan dışlanmasıdır. Oysa bütün bunlar, engellilerin topluma katılmasını,
toplumla bütünleşmesini kolaylaştıracak bir biçimde tasarlanabilir ve
geliştirilebilir (9).
Standart Kuralların eşit katılım için hedef seçtiği alanlardan ilki
"ulaşılabilme" (kural 5) konusudur. Bu anlamda fiziksel çevre koşullarının
engellilerin yaşamını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi, eşit katılım
açısından yaşamsal değerde kabul edilmektedir. Fiziksel çevrenin
yapılandırılmasında sorumlu kişi ve kuruluşların engelli kişiler konusunda
bilgili, bilinçli ve duyarlı davranmaları sağlanmalıdır. Bu amaçla fiziksel
çevrenin tasarlanması ve yapılandırılması süreçlerinde engellilerin, ailelerinin
ve örgütlerinin katılımı konusu büyük önem taşımaktadır.
Rehabilitasyon:
Rehabilitasyon ve araç-gereç gereksiniminin yeterince karşılanamaması da
engellilerin toplumla bütünleştirilmesinin önündeki en büyük engellerden
birisidir. Bilindiği gibi rehabilitasyon çok genel olarak, yitirilen bir
yeteneğin yeniden kazandırılması, yerine başka bir yeteneğin 'ikame edilmesi"
(1; 7) demektir. Her hangi bir sebeple engelli hale gelen birey önceden var olan
işini artık yapamıyorsa ya o işi yapabilmek için "yeniden yeteneklendirilmesi =
rehabilite edilmesi" gerekmektedir ya da bu İşi yapmak artık olanaklı değilse,
yapabileceği yeni bir iş için beceri kazanması (eğitilmesi) gerekmektedir. Böyle
bir rehabilitasyon sürecinden geçmemiş olan birey, topluma ve içinde yaşadığı
aileye yük olmaktan kurtulamayacaktır. Engellilerin engelleriyle bağlantılı bir
eğitim ve rehabilitasyon olanağından yararlanması, onları toplumsal yaşamla
bütünleştiren en önemli etkendir. Oysa bu gün, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine
göre az çok fark etse de, engellilerin ezici bir çoğunluğu bu olanaklardan
yararlanamamaktadır.
Standart kurallara göre (Kural 3) engelliler için geliştirilecek rehabilitasyon
programlarına katılım konusunda da eşitlik ilkesi en önemli rehber durumundadır.
Programlar engellilerin, ailelerinin ve örgütlenmelerinin katılımı ile
geliştirilmeli; nitelik ve nicelik yönden engellilerin gereksinimlerini
karşılayacak yeterlikte olmasına özen gösterilmelidir. Eşitlik ilkesi gereği,
birden çok özürü bulunanlar ihmal edilmemelidir. Rehabilitasyon programının
kapsamında eğitim, danışmanlık, bireysel kapasitenin arttırılması,
değerlendirme, rehberlik gibi konular yer almaktadır. Hedef kitlesi ise
engellilerin yanı sıra aileleri, ilgili kuruluşların çalışanları, toplum, ilgili
meslek elemanları ve medya yer almaktadır.
Uygulanan rehabilitasyon programlarının değerlendirilmesinde engellilerin,
ailelerinin ve örgütlerinin görüşlerine Önem verilmelidir.
Ayrıca her engel kümesinde yer alan bireylerin gereksinim duydukları kimi araç
gereçler vardır ki bunlar engelliler için son derece önemlidir, yaşamlarının
adeta bir parçası gibidir. Bu araç gereçler engellinin hareket yeteneğini
artırıcı özelliklere sahiptir. Bu da toplumla daha çok bütünleşme demektir.
Yoksulluk ve işsizliğin en yaygın olduğu toplumsal kesimin engelliler olduğu
düşünülürse, özellikle sosyal güvenlik ve sosyal refah hizmetlerinin yetersiz
olduğu ülkelerde engellinin bu tip araç gereçlere kolaylıkla ulaşması
beklenemez. Az Önce verilen örnekte olduğu gibi belirli oranda görme engeli olan
bir insanın bir gözlük desteği ile bu sorununu çözülecekse ya da yürüme güçlüğü
çeken bir insana sağladığınız bir araçla (bir koltuk değneği veya tekerlekli
sandalye ile) onun hayatı önemli ölçüde kolaylaşacaksa, böylece engelli karşı
karşıya olduğu sınırlanmanın, kısıtlılığın dışına çıkabilecekse, bu onun İçin
vazgeçilmez bir şeydir. Bu sağlanamadığında engellinin topluma katılmasının
önünde ciddi bir engel oluşmuş demektir.
Engellilerin onurlu bir yaşam sürebilmeleri için kendi kendilerine yeten
bireyler olmalarının önemine değinilmişti. Bu bağlamda kamusal yardımlardan
yararlanmak konusunda tam bir eşitlik olmalıdır. Engellilere gereksinim
duydukları araçlar, ücretsiz ya da çok ucuza verilmelidir. Engellilerin
gereksinim duydukları özel araçların geliştirilmesi konusunda AR-GE
araştırmalarının desteklenmesi, araçların üretimi ve ithalinde kolaylıklar
sağlanması gerekir. En önemlisi engellilerin bu araçlara kolaylıkla, ulaşabilir
olması sağlanmalıdır. Bu araçların üretimi ve dağıtımında tüm engel kümelerinin
ve her engelli bireyin gereksinimleri özel olarak dikkate alınmalıdır.
Engellilerin yaşamlarını kolaylaştırmak üzere tasarlanmış bu araçlar, onların
toplumsal yaşama katılmalarını maksimize edecektir.
Engellinin Aile Yaşamı / Özel Yaşamı
Topluma katılma, toplumla bütünleşme konusunda bir başka güçlük de, engellinin
aile yaşamı / öze! yaşamıyla ilgili olarak ortaya çıkmaktadır. Fiziksel
işlevlerindeki bozulma ya da bazı eksiklikler nedeniyle engellinin hareket
yeteneği sınırlanınca, bu, onun özel yaşamına da bazı kısıtlamalar
getirmektedir. Hatta sosyal hizmet kurumlarda sürekli bakım ve koruma altında
olan engelliler için adeta özel yaşam yok denebilecek kadar azdır. Engelliye ait
bir mekanın yokluğu ve kimi etkinliklerin (cinsel yaşam gibi) yasaklanması (13)
gibi pek çok sınırlama özel yaşamı ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca engellilerin
evlenmeleri ve aile kurmaları da diğer insanlara oranla daha güçtür; bu da
onların toplumla bütünleşmelerini önemli ölçüde engellemektedir (2).
Gerek aile ortamında gerekse kurum yaşamında olsun, engelliler, özel bakım ve
gereksinim kümesi oldukları için ya da başka zorlayıcı sebeplerle daha çok ihmal
istismar kurbanı olmaktadırlar.
Standart Kurallara göre devletler (Kural 9) engellilerin aile yaşamına tam
olarak katılmalarını desteklemek durumundadır. Her konuda olduğu gibi bu konuda
da ayrımcı uygulamalar olmaması için çaba harcanması gerekmektedir. Evlilik,
aile yaşamı ve cinsellik gibi konularda engellilere yönelik olumsuz önyargıların
değiştirilmesi gerekmektedir.
İstihdam Sorunu
Engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki en önemli engel ise istihdam
sorunudur. Çalışmanın gerek bireysel gerekse toplumsal refahın sağlanmasındaki
önemi tartışmasız benimsenmektedir. Çalışmayı Özendirmenin hem bireysel hem de
toplumsal açıdan sayısız; yararı olduğu söylenebilir. Öte yandan çağdaş
anlayışın bir gereği olarak "çalışmak ve işsizlikten korunmak" bir insan hakkı
olarak da değerlendirilmektedir (11; 8; 6).
İşsizlik ve çalışma yaşamından kaynaklanan sorunlar, engellileri kuşatan
sorunlar arasında, adeta diğer sorunların da temeli konumunda olan, bir diğer
söyleyişle doğrudan doğruya diğer sorunları doğuran ya da bu sorunların daha
şiddetle yaşanmasına neden olacak etkilerde bulunan bir özelliğe sahiptir.
Her insanın yapabileceği bir iş vardır ve engelliler de fiziksel ve ruhsal
işlevlerinde bir bozulma ya da eksiklik olsa bile, onların bu niteliklerini
dikkate alan uygun bir eğitim ve rehabilitasyondan geçirildikleri zaman
çalışabilirler, üretime katılabilirler. Çalışmanın, kültürün önemli bir parçası
sayıldığı toplumlarda, herkes gibi engelliler de çalışmaya/üretmeye
isteklidirler (10).
İşsizlik, çok yönlü neden ve sonuçlara sahip bir olgudur. Bu sorunu, yalnız
engellilerin değil tüm insanların gündeminde bir sorun olmaktan çıkarmak
kuşkusuz en büyük amaç olmalıdır.
Genel olarak engellilerin istihdamı ile bağlantılı yaşanan sorunları beş noktada
ele almak olanaklıdır (5):
1- Bunlardan ilki ülkemizde, henüz engellileri de gözeten
sistemli bir iş analizi ve meslek tanımlaması çalışmasının yapılmamış olmasıdır.
Bu gün engellilerin, sahip oldukları engelden kaynaklanan özellikleri ve
nitelikleri de dikkate alınarak, hangi işlerde çalışabilecekleri konusunda, elde
ciddi bir araştırma, bir çalışma bulunmamaktadır. Engelliler çok sayıda işte,
kendi kendilerine yaptıkları girişimlerle çalışma deneyimleri yaratmaktadırlar.
Oysa gelişmiş ülkelerde iş analizleri, meslek tanımları son derece önemlidir.
Engelliler hangi işleri yapabilir? Bu iş, bu meslek hangi eğitim sürecinden
geçildikten sonra yapılabilir? Bu eğitim sürecinin özellikleri ve aşamaları
nelerdir?... Bütün bunların ayrıntılarının belirlenmesi gerekir. İş piyasası,
eğer belirli niteliklerle donatılmış bir iş gücüne gereksinme duymuyorsa, iş
gücünü, bu niteliklerle donatmayı sürdürmek, bir yandan boşa giden emek ve para,
diğer yandan da bu niteliklere sahip işgücünün işsizliğine kapı aralamaktır.
Yani, her insanı olduğu gibi, engellileri de iş piyasasının özellikleri ve
gereksinimleri doğrultusunda eğitmek, özellik kazandırmak ve iş piyasasına
hazırlamak gerekir.
2- Engellilerin istihdamını güçleştiren sayısız neden arasında
eğitim ve rehabilitasyon konusundaki yetersizlikler büyük yer tutmaktadır Bu gün
ülkemizde ne yazık ki engelliler için yeterli eğitim ve rehabilitasyon (mesleki
eğitim ve rehabilitasyon dahil) merkezi bulunmamaktadır.
3- İçinde bulunduğumuz iktisadi yapının, engellileri de
içerecek bir şekilde düzenlenmemiş olması, işverenlerin engellileri çalıştırmak
konusundaki çekingenlikleri ve önyargıları da istihdamın önündeki engeller
arasındadır. Bazı işler vardır ki engelliler bunları gerçekten diğer insanlardan
daha iyi yapabilmektedir, bunlar kanıtlanmıştır. Toplum bu konuda bilinçli
değildir. Bu bilinç olmadığı için de özellikle, işveren kesimi, "acaba
yapabilirler mi" kaygısı içerisinde hareket etmektedirler. İşe alınan engellinin
o iş ortamında başarılı olabilmesi, üretken olabilmesi için de işyerinde bazı
düzenlemeler yapılmalı, önlemler alınmalıdır. Bunlar yapılmadığı zaman da
çalışan engellinin işe yaramadığı, üretken olamadığı gibi bir kanaatin
oluşmasına kapı aralanmakta; bu da henüz istihdam edilemeyen insanların önüne
yeni engeller çıkarmaktadır (12; 15; 10).
4- Bir başka güçlük de engelli istihdamını kolaylaştırmada
kullanılan araçların yeterince geliştirilmemiş olması ve uygulanmamasıdır.
Dünyanın her yerinde engellilerin, istihdamı ile ilgili bazı kolaylaştırıcı
yollar aranmakta ve uygulanmaktadır.
Örneğin, kota rejimi başka koşullarda istihdamında güçlük bulunan nüfus
kesimleri için kullanılır. Ülkemizde işyerlerinde 1475 sayılı İş Kanunu
gereğince %3 oranında engelli istihdamını zorunlu kılan yasal düzenleme vardır.
Ayrıca bu uygulama (istihdamda pozitif ayrımcılık) eski hükümlüler, korunmaya
muhtaç gençler ve terörle mücadele sırasında yitirilen kamu görevlilerinin
yakınları için de uygulanmaktadır. Bunun dışında korunmalı iş yerleri uygulaması
vardır. Zaman zaman bu uygulama eleştiri alsa da, halen bazı engelli kümeleri
(örneğin ağır zihinsel engelliler) için özellikle önerilmekte ve
kullanılmaktadır. Seçilmiş iş yöntemi, bazı işlerin yalnızca engelliler
tarafından yapılması (örneğin santral işletmenliğini yalnız görme engelliler
tarafından yapılması gibi) için onlara tahsis edilmesidir. Değişik esnek çalışma
biçimlerinin (evde çalışma, evde üretim, yarım zamanlı çalışma v.s.) engelliler
için özellikle kullanılması da olanaklıdır.
5- Engellilerin istihdamla bağlantılı sorunları istihdam
gerçekleştikten sonra da ortaya çıkmakta ve iş yaşamı içinde de sürmektedir. Bu
aşamada engelliler sahip oldukları kişisel özellikleri ve nitelikleri ile
bağlantılı pek çok sorunla karşılaşmaktadırlar. Bunlar, olumsuz iş ve işyeri
koşullarından tutun da, çalıştığı işte karşılaştığı sosyal güvenlik sorunları,
yetersiz ücret, işinde ilerleyememe, erken emeklilik gibi sayısız sorunları
içeren geniş bir alana yayılmaktadır (10).
Standart Kurallar (Kural 7), istihdam konusunda engelliler aleyhine var olan
düzenleme ve uygulamaların kaldırılarak engellilerin istihdamını kolaylaştırmayı
öngörmektedir. Engellilerin çalışacağı ortamların onların gereksinimlerini
karşılayacak şekilde tasarlanıp yapılması, engellilerin istihdamını
kolaylaştıracak teknolojik gelişmenin desteklenmesi, istihdama uygun eğitim
verilmesi Standart Kurallarda altı çizilen diğer konular arasındadır. Ayrıca,
engellilerin çalışması yönünde, toplumdaki önyargıları giderici çalışmalar ve
engellilerin istihdamı konusunda kamu ve özel sektör sorumluluğu özellikle
vurgulanmaktadır.
Bu gün gelinen noktada, engelli istihdamının görünümü genel olarak şudur: Sorun
bir yanıyla çok uzun süredir yaşanan, müzminleşerek yapısal bir özellik kazanan,
genel işsizlik sorununun bir parçasıdır. Bir yanı ile kendine Özgü özellikler
taşımaktadır. Genel işsizlik sorununun bir parçası olarak getirilecek çözüm
arayışları bu gerçeği de gözetmek zorundadır. Kendine özgü yanları da özgün
çözüm arayışlarını zorunlu kılmaktadır. Bu gün ülkemizde engelli iş gücü
arasında işsizlik oranının tam olarak ne olduğu bilinmemektedir. Buna karşın bu
oranın %99'lar dolayında olduğu ifade edilmektedir. Bu oran gerçeği yaklaşık
ifade ediyor bile olsa, sorunun boyutlarını sergilemeye yeterli görünmektedir.
Bu nedenle, kendine özgü yanlarıyla engelli sorunlarının en önemli boyutlarından
birini oluşturan engellilerin istihdamı sorunu, sosyal politikanın odağında yer
alarak en kısa sürede çözüme kavuşturulmayı beklemektedir.
Engellilerin çalışması ve işsizlikten korunması konusu bir yandan uluslararası
belgelerde bir yandan da başta Anayasa olmak üzere ulusal mevzuatımızda
gereğince işlenmiştir. Bu yönde, ortaya çıkacak hukuksal düzenleme gereksinimini
karşılayacak yeni çalışmalar elbette ihmal edilmemelidir. Ancak bu alandaki asıl
sorun toplumsal anlayıştan, uygulamadaki tutarsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu
gün ülkemizde engelliler işsiz kalmanın ezikliği içindedirler. Üretken ve
yaratıcı çalışma, insanca ve onurlu bir yaşam sürdürebilmenin ön koşuludur. Bu
yüzden engelli bireyin de topluma uyumunda, toplumla bütünleşmesinde bir işe
sahip olması büyük önem taşır. Engelli birey işsiz kaldığı ve yaşadığı topluma
üreterek katkıda bulunamadığı için kendini gerçekleştirmemekte, ailesine ve
topluma yük olmaktadır.
KAYNAKLAR
1. Adil, Nevzat. "Körlerin Mesleki Rehabilitasyonu" Görme Engellilerin Mesleki
Rehabilitasyonu ve İstihdamı, Kasım Karataş (Yayına Hazırlayan) Ankara: Altı
Nokta Körlere Hizmet Vakfı Yayını No.: 2, 1997, ss. 99-104.
2. Arıkan, Çiğdem. Türkiye'de Görme Özürlü Kadınlar: Sorunlar, Beklentiler,
Çözüm Önerileri. Ankara: Körler Federasyonu Yayını No: 3. 2001.
3. Başbakanlık Özürlüler idaresi Başkanlığı, Özürlüler İle İlgili Mevzuat,
Ankara: 2002.
4. Birleşmiş Milletler Sakatlar İçin Fırsat Eşitliği Konusunda Standart
Kurallar, Birleşmiş Milletler Genel Kurul'unun 20 Aralık 1993 tarihinde yapılan
48. toplantısında 48/96 sayılı kararı.
5- İçli, Turhan, Eyüp Doğan ve Kasım Karataş "Önsöz" Görme Özürlüler İçin
Rehabilitasyon Deneyimleri, Yeni Rehabilitasyon Politikaları ve Meslek
Tanımları, Yayına Hazırlayan: Kasım Karataş. Ankara: Körler Federasyonu Yayını
No.: 4, 2001, ss. 1-3.
6. Karaiaş, Kasım "İnsan Hakları Açısından Özürlülerin İstihdamı" Görme
Engellilerin Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamı, Kasım Karataş (Yayına
Hazırlayan) Ankara: Altı Nokta Körlere Hizmet Vakfı Yayını No.: 2,1997, ss.
184-187.
7. Karataş, Kasım "özürlülerin Mesleki Rehabilitasyonu ve istihdamı Sorunu"
Sosyal Hizmet Sempozyumu '96. Toplumsal Gelişme ve Değişme Sürecinde Sosyal
Hizmet, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Yayın No.:
02, 2001a, ss.: 112-117.
8. Karataş, Kasım. "Genç İşsizliğinin Psiko Sosyal Sonuçlan" Sosyal Hizmet,
Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Yayın Organı. Yıl 6, Sayı 13, Nisan 1996b, ss.:
16-22.
9. Karataş, Kasım. "Özürlüler Kentlerde Özgürce Yaşamak İstiyorlar" Ufkun Ötesi
Aylık Dergi, Yıl 2, Sayı 4, 97 Kasım-98 Nisan, ss.: 10-13.
10. Karataş, Kasım. "Özürlülerin İstihdamı ve Çalışma Yaşamında Karşılaşılan
Sorunlar" Görme Özürlüler İçin Rehabilitasyon Deneyimleri, Yeni Rehabilitasyon
Politikaları ve Meslek Tanımları, Yayına Hazırlayan: Kasım Karataş. Ankara:
Körler Federasyonu Yayını No.: 4, 2001b, ss. 141-152.
11. Karataş, Kasım. Genç İşsizliği: Ekonomik, Toplumsal ve Ruhsal Sonuçları.
Ankara: Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi, Yayın No.: 2, 1996a.
12. Koçyıldırım, Şener “Görme Özürlülerin İstihdamını Zorlaştıran Etmenler ve
Önyargılar” Görme Özürlülerin Mesleki Rehabilitasyonu ve İstihdamı, Kasım
Karataş (Yayına hazırlayan) Ankara: Altı Nokta Körlere Hizmet Vakfı yayını No:
2, 1997, ss. 51-57.
13. Küçükkaraca, “Zihinsel Özürlülük ve Cinsel Yaşam” Sosyal Hizmet
Sempozyumu’97: Toplumla Bütünleşme Sürecinde Özürlüler ve Sosyal Hizmet. Ankara:
Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Yayın No: 003, 1998, ss.
100-103.
14. Uşan, Fatih. İş Hukukunda Sakat İstihdamı, Ankara: Türkiye Sağlık İşçileri
Sendikası Yayını, 1999